07 Şubat 2010 Pazar

Küçük Bir Ara

Özür dilerim,

Biliyorum çok uzun zamandır bu sitede hep aynı sayfayı gördünüz. Çünkü çok uzun zamandan beri hiçbirşey yazamıyordum…

Çünkü yazmaya kısa bir ara vermiştim.

Öncelikle bana mail yazarak, telefon açarak ulaşan tüm arakadaşlarıma çok teşekkür ederim, merak eden herkese buradan cevap vermek isterim: Hayır, yazmaktan vazgeçmedim!

Peki şunu soracaksınız, ben neden yazmadım? Neden her yaşadığım ve düşündüğüm herşeyi sizlerle paylaşırken kısa bir ara verme ihtiyacı hissettim.

Hayır arkadaşlar, düşündüğünüz gibi hasta değilim veya henüz bilgisayarım da bozulmadı. Sadece Eskişehir’den başka bir yere taşındım. Artık kocaman bir boğazı olan, kızkulesini görebildiğim, isyanıbol olan, küçük mahallerinde köyler barındıran, geniş caddelerinde birkaç yüz metre içinde birkaç New york barındıran bir kentteyim: İstanbuldayım!

Sadece bununla kalsa da iyi, sevdiğim uzun zamandan beri bir ilişki için mücadele ettiğim Deniz ile aynı evdeyim. Eskinden benden yüzlerce kilometre uzakta bulunan bu kişi artık aynı evi, yatağı ve sofrayı paylaştığım kişi…

İstanbul’a geldim, birçok şey değişti hayatımda. Ancak tek birşey değişmedi sanırım, O’da Biseksüellik, geçmişim ve yanımda taşıdığım hayaletlerim…

Onlar nereye gitsem beni bırakmıyorlar, hep benimleler.

Artık İstanbul’dan yazan bir Oko olarak karşınızdayım….

Sevgiler,

Grup Seks

Büyük bir yatak ve ben tam ortasındayım…


Yeni yeni uyanmaya başlıyorum, güneşin ilk ışıkları yüzüme değiyor, üstümdeki karanlığı aydınlatıyor.

 

SEVGI_~1  
Bir yanımda heteroseksüel bir “Kadın”. Diğer yanımda ise gay bir “Erkek”.


Büyük bir yatak ve ben tam ortalarında yatıyorum. Sabahın erken saatleri…
Işık ve karanlığın birleştiği ama uyum içinde olduğu bir yerdeyim.
Her iki tarafımda yatan insanlar çok ayrı dünyalar, cinsel yönden kesişen bir yanlarının olmasına imkan yok. Biri soğuksa diğeri sıcak, biri acıysa diğeri tatlı.


Ancak ben her ikisinin arasında uzanmaktan daha başka bir yerdeyim şimdi, çok değil sadece birkaç saat önce her ikisinin cinsel dünyasında kesişen bir yer olmuştum.


Bir kadın ve bir gay aynı yatakta öpüşüp, sevişip, mutlu oluyordu.
Bedenim yaratılışımdan çok ötelerde bir yerde, hem bir kadın ham bir erkek için farklı anlamlar ifade eden bir dünya olmuştu.
Kadın ve Gay’in aynı anda sevişebildiği, en uzlaşılmaz ve karmaşık duyguların içinde herkesin mutlu olabildiği bir yerdim.


Bir biseksüel erkek çok farklı iki dünya ile sevişmişti…


Eskişehir’de küçük bir ev, ve biz üç öğrenciydik. Her şeyin nasıl başladığını gerçekten çok iyi hatırlıyorum, ancak nasıl devam ettiğini, nasıl bu hale geldiğimiz çok net değil. En kadın ile öpüşmeye başlamıştım. Küçük odada kadın ile sevişirken gay bana yaklaşmıştı. Sonra ona da bir öpücük vermiştim ben. Daha sonra küçük şişedeki bebek yağı ile birbirimizi yağlamıştık, sarhoştuk…


Daha sonra banyodaydık. Ve sonrasında ben her ikisi ile de öpüşüyordum. Penisimde ki hangisinin eliydi veya dudaklarıma değen kimin dudağıydı? Artık ayrıt edemiyordum, hem ayrıt etmeye de ne gerek vardı ki?
Bir kadına dokunmaktan tiksinen gay yatakta bazen kadına yardım ediyordu. Sistemden, kurallardan, cinsiyetlerden, bize dayatılan her koşuldan çok uzaklardaydık en önemlisi bu uzak diyarda herkes mutluydu, huzurluydu…

Bir biseksüel çok farklı iki dünyanın kesişip birleştiği yerdeydi…

Mutlu aşk yokmuş Aragon…

Günlerdir kar yağıyordu, bu havalar hiç bana göre değildi ve ayaklarım üşüyordu..


Sanki kar evimin içine, yatağıma yağıyordu..Bir kaç gün sonra farkettim ki, aslında yüreğimden geliyormuş bu üşüme, titreme ve kanının çekilmesi hissi..İnsanın yüreği üşüdümü işte o vakit anlamak gerekiyor ki tüm bedeni üşür, hele ki elleri..

ayrilik
  Burnunuz, elleriniz yada ayaklarınız üşürse yapılacak en güzel şey nedir biliyomusunuz? Aşık olduysanız bilirsiniz.. Ayaklarınızı sevgilinin bacakları arasına, ellerinizi sevgilinin elleri arasına ve burnunuzu da sevgilinizin kulağının içine sokmak..İnsan öyle güzel ısınıyor ki anlatamam..


  Şimdi farkettim ki, ben daha çok üşüyorum..Çünkü O gitti benden..Ben de O'ndan gittim..Zangır zangır titriyorum..Konuşmak için insanüstü çabalar harcadığımı da farkettim.. Bir haftadır enerji kaynaklarım kurumuş, koskocaman dünyada tek başıma kalmış gibiyim..
  Ki özel olarak evden çıkmıyorum, yada daha da kötüleşme korkusuyla içmiyorum.. Bir yerime felç gelmesinden yada kalp krizi geçirmekten korktum..Böyle olsa bana kim bakar? Çürürüm onursuzca yatakta..Kafama sıkacak kadar gücüm olmayabilir yada ilaçları yutacak kadar, bir bardak suyu içecek kadar gücüm olmayabilir.. allahım beni aciz ve kimseye muhtaç bırakma ne olursun..


  Bir kaç gün geçti; O ne halde kimbilir acaba? Kimbilir ne kadar acı çekiyor ve ne kadar bedbaht..Bu kadar derin olunca yaşananlar, sorunları, çözümü, ayrılığı, acısı da derin oluyormuş demek..
  'Bir gün daha geçti, yine sensiz..Aşkım ağlıyor bak sessiz sessiz..Çare bensiz, ben çaresiz, ümidim senin olsun..Sana gelen dertler benim, mutluluk senin olsun' diyor Orhan baba..Ben de dinliyorum, ne kadar da doğru söylüyor  diye düşünüyorum..


  'Niyetler ne olursa olsun ben sonuca bakarım' demişti sevgilim bana..Ben de şaşırmıştım..Ama bilemiyorum halen karar veremedim. Bu söylediğine katılıp katılmamaya..Sonuç ortada işte..


  Görüştük..O'nu görür görmez dayanamadım ve boynuna sarıldım, içime alırcasına bastırdım koynuma..Nasıl da güzel kokuyordu benim harikulade mis sevdiğim..Menekşem o benim..Pırlantam, inci tanem, elmasım.. Tüm dünyadaki hazineleri verseler gene de O'nu kimselere vermem, kıyamam..O kadar güzel bakıyordu ki atlas gözleriyle bana..
  Her zaman gittiğimiz bir çay bahçesi var, soba yanıyor cayır cayır orda..Oraya gittik, simit-peynir aldım. Kocaman çay söyledik.. Sanki bütün olanlar yaşanmamış ve biz gene iki aşık olarak orda bulunuyormuşuz gibiydi..Neşeli bir şekilde konuşmaya çabalıyorduk..İçimiz acıyordu, yüreğimiz kanıyordu ve gözlerimiz doluyordu..O zaman zaman anlatırken birşeyleri ağlıyordu..Ve ben ağlamıyordum..


  Bugün tekrar yazıştık..Gücüm tükendi..Bir çeşit akıl tutulması yaşadığımızı düşünüyorum..Gitmeliyim burdan..Bir süre kaçabilseydim keşke.. O'ndan, İstanbul'dan, herşeyden..
  Nasıl gideceğim bilmem ben şimdi.. Heryerde izlerimiz var bu şehrin her yerinde..
Mutlu aşk yokmuş sayın Aragon..


07.02.2010 Pazar / LEYLA HAN

22 Eylül 2009 Salı

Ve bir gece bir melek geldi

Tam olarak ne zaman geldiğini hatırlamıyorum. Ama sanırım herkesin uyuduğu bir zamanda aniden geldi.

Kapılar ve pencerem kapalıydı, içeri nasıl girdi bilmiyorum. Ama sleep

odanızda bir melek olduğunu duyduğunuz güzel kokudan anlıyorsunuz. Herkes meleklerin yumuşak yüzlü ve çok güzel sesli yaratıklar olduğunu söyler. Bu kısmen doğrudur ancak melekler ile ilgili bilinmeyen bir şey ise çok güzel koktuklarıdır.

O geldiğinde ben uyuyordum. Yorganım üzerimden düşmüştü. Üşüyordum.

Birden odanın içine güzel bir sıcaklık doldu. Boş bakışlarım gördüğüm şeyi anlamlandırmaya çalıyordu. Ne olduğunu anlamadığım bir şeydi, daha önce görmemiştim ancak çokta tanıdık geliyordu. İçim ısınıyordu onun gülüşü karşısında, taze meyvelerden hoş güzel bir koku.

Benim odama bir melek gelmişti…Angels-In-America-Key-Art

Yatağımdan azıcık doğruldum, uzundu ama heybetli değildi.

Onu görünce içimdeki duygular ağaçtan kopan yaprakların birbiri ile çağrışması gibi birbiri ile çarpışmaya ve sonra sükûnet içinde huzura kavuşmaya başladı. Birden şunu sordum kendime ‘Karşımda bir melek var, korkmalı mıyım?’

Melek neydi diye sordum kendime…

Melek kelimesi melek İbranicede ki malakh, angel kelimesiyse, yunanca haberci anlamındaki angelos kelimesinden geliyordu. Melekler Zerdüşt'ün tasvirine göre insanlarla tanrı arasında duran ayrı varlıklar değil, "Tanrı'nın insanlara yönelik uzantıları" idi.

Demek ki Melek, Tanrı’dan bana yönelen bir haberci idi. Tanrı benimle konuşmak istiyordu…

‘Selam’ dedim O’na. İçim neşeliydi, sevinçliydi.

Yüzüme baktı, konuşmuyordu. Ama sanki yüzü ile bana bir şeyler anlatıyordu.

Bana ‘Merhaba’ dedi.

Benimle konuşurken ilk fark ettiğim şey bizim sesimiz dilimiz ile şekilleniyordu ancak onun sesi bir kemanın müziği gibi şekilli ve ahenkli idi.

Sadece onu dinleyerek bütün ömrümü geçirebilirdim ama bana sadece onunla bir gece verilmişti.

Uykunun etkisinden iyice ayılmıştım. Onu artık daha iyi görebiliyordum. Ama içimdeki o sıcaklık ve huzur beni uyuşturuyordu, ona dokunmak için uzanamıyordum.

İçimden hiçbir kötülük geçmiyordu, keşke hep böyle kalabilsem diye düşündüm. Keşke herkes öyle kalabilseydi. O zaman dünyada ne kötülük kalırdı ki? Gözyaşları sadece sevinç için dökülürdü.

O’na hayran kalmıştım. Eğer o bu kadar güzelse kim bilir onu gönderen ne kadar güzeldi? Veya geldiği yer ne kadar mükemmeldi?

O’nun geldiği gece aslında ben pek kendimde değildim. Aklımda uzun zamandan beri o sert ve acımasız soru vardı ama buların şimdi bir önemi yoktu çünkü bir melek gelmişti.

Melek bana bakarken içimdeki acıyan yerler iyileşiyordu, kötü şeyler uzaklaşıyor ve daha fazla nefes almak istiyordum, sanki demin boğulmuş ve sudan çıkarılmış bir yarı ölü beden gibi.

O gözleri ile bana baktıkça içimde bir iyileşme oluyordu bu noktada zaman artık durmuştu. İçeriyi saran ışık aydınlatıyor ama rahatsız etmiyordu. Aslında beni içimi, yüreğimin çok derinlerini aydınlatıyordu. O’na öylece bakarken ne kadar güçsüzdüm…

Gözlerinde bir acıma belirdi, biliyordu acı çektiğimi, üzüldüğümü ve birçok şey için yaralandığımı. Dünyadaki tüm kötülükleri görmüş bir melek acı çekmenin ne demek olduğunu iyi bilirdi. Ve acı çekmenin, haksızlıkların karşısında durmanın bile zor olduğunu bilirdi…

Ben güçsüzdüm o vakit, henüz hayattan vazgeçmemiştim ama içimde yaşamaya da öyle derin bir istek kalmamıştı hani.

Gözleri güzel, bana baktığında benim perde arkamı da görebiliyordu. İçimdeki acıların hepsine teker teker baktığında hangisi ile ilgilendiğini hissedebiliyordum. O içimdeki acıları bakışları ile uzattığı o hayali eli ile okşuyordu. Hepsine dokundu belki tüm acılara ama en sonunda o en kötüsüne geldi. O’na dokunduğu an birden irkildi. İçimdeki o acı, o kanayan yara onu da üzmüştü, belki de acıttı…2597018679_011e07d0d0

Kanatlarını geriye doğru çekti biraz. Kanatları sallanınca içeriye biraz daha güzel koku doldu. Gözleri titriyordu ve o görünmeyen elini hala o derin yaramın üzerinde gezdiriyordu. O’da anladı acının büyük olduğunu ve teselli ile geçemeyeceğini. Hani bu yara okşamalarla, öpmelerle geçecek bir yara değildi. Hayatın kendisinin açtığı bir yaraydı, kimsenin hak etmediği türden bir yara.

O düşüncelerimi okuyabiliyordu, yaranın neden olduğu soruyu da biliyordu: “Ben neden böyle oldum? Çektiğim tüm sıkıntıların nedeni ne? Madem değişmeyecekse neden bana böyle bir problem verildi? Baştan kaybettiğim bir savaşta neden ben suçlu oluyorum? İnsan kaderine karşı gelebilir mi?”

O yavaşça yanıma yaklaştı, elimi tuttu. O’da konuşmadan düşüncelerime seslendi. Bana: “Tanrı seni bu dünyada bir melek olman için böyle yarattı. Kendi mucizeleri sende görünsün diye, seni cinsiyetsiz yarattı. O sana küskün değil çektiğin tüm acıları biliyor. Sen bir hata değilsin. İstediği şey insanlara bir mucize göstermekti. İnsandan da bir melek olabileceğini göstermek istedi. Bu yüzden acı çekiyorsun çünkü sen bu dünyaya ait değilsin. Tıpkı benim gibi. Melekler kötülükler karşısında çok acı çeker…”

Ellerini gözlerime dokundurdu ve gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı.

“Sen bir hata değilsin, içindeki tüm acılar son bulacak…”

Gözlerim kapanıyor ve ben yavaşça uyumaya başladım. Gidiyordu ama önce beni uyuttu. Bir gece de olsa acım sessizce dinmişti.

O arkasını dönerken ben sıcak bir uykuya dalmıştım ve kendimle barışmıştım…

12 Eylül 2009 Cumartesi

Hayatıma yeniden başlarken...

Deniz kenarında bir yere gidiyorum, hava çok soğuk dışarıda. Ait biseksüel olduğum yerlerden çok uzakta bir yerlere kalbimin ait olabileceğini düşündüğüm kişiyi ‘bulmaya’ gidiyorum. Bir yere gitmek aslında her zaman bir arayış ve yeni bir başlangıcın temelidir. Onu hiç tanımıyorum, sadece bir kere sıcak bir kasın günü buluştuk onunla. Belki de her şey için hala çok erken ama içimde bir şeyler var beni iten.

Yolu yarılıyorum, otobüs değiştiriyorum. Yolculuğun bu kısmı onun ‘Deniz Kenarındaki’ evine doğru…

İçimde bir sevinç var, bilindik baya tanıdık. Aynı zamanda çok derin yaralarım var gaylerden nefret etmeme, cinsel yönelimime engel olmama neden olan. Onlar onurumu aldılar, adımı, hayatımın en güzel yıllarını! Hem de bir hiç için! biseks2

Hâlbuki kendi kendime “Asla yapmayacağım, bir erkekle birlikte olmayacağım” diyeli ne kadar kısa bir zaman önceydi. Şimdi ise içimde yeni yıkılmış harabelerle, henüz bedeni bile soğumamış ölülerle ve kapatılmamış defterlerle, ön yargılarımla bir erkeğe doğru gidiyorum. Gidiyorum ve korkuyorum…

Etrafta ormanlar var, hava çok soğuk yağmur yağıyor. Ormanlar İngiltere’ye hiç benzemiyor yeşil değil. Sanki çürümüş bir yosunun rengi gibi, hüzünlü ve sıkıcı. Ormanlar biri karabasanı andırıyor, korkutuyorlar.

Yolculuk hem çok depresif hem umut verici. Gittiğim yerden korkuyorum, hem de çok korkuyorum. Canımın yeniden yanmasından, kendimi diri diri gömmekten, korkuyorum…

Otobüs ilerledikçe hava daha da kötüleşiyor ormanlar çamur rengine bürünüyor. Ben evden çok uzaklardayım ve ailemin bile bilmediği bir yere gidiyorum. İçimde sem sert bir duygu var çelik kadar sert ve soğuk. Eski yaraların, hayal kırıklıklarının acıları.

Ben kaybetmeyi hiç bilir miydim? Ben hiç hayal kırıklığına uğramış mıydım?

Ama erkelerin dünyasında kaybetmeyi öğrenmiştim. Hayal kırklığına uğramayı da, sessiz sessiz ağlamayı da, gözyaşlarımı içime akıtmayı da…

Bana hayal kırklığını öğreten insanlardı onlar ve ben onlarla olmamak için kendime söz vermiştim ama, ama küçük bir yürek görmüştüm. Bir ışıltı, bir umut ve bir gülüştü belki de takip ettiğim ve bir daha “Hayatta işim olmaz” dediğim coğrafyaya beni götüren.

Yağmur kesildi büyük bir dağı geçtikten hemen sonra. Hava soğudu ve sis bastırdı. Artık ormanı bile göremiyorum, hava karardı akşam olmak üzere.

Küçük kar taneleri düşüyor yere ama tam bir kar yağışı olduğu söylenemez. Otobüs oraya yaklaştıkça bende ne yaptığımı sorguluyorum. Cep telefonumdan Avrupa’da ki çocukluk arkadaşıma ve Üniversite okurken çok sevdiğim “Dostum” ile mesajlaşıyorum. İkisi de çok şaşırıyorlar, bu kadar umutlanmış olmam onlara da garip geliyor. İkisinin de söylediği tek bir şey var: “Dikkat et! Bu sefer bari dikkatli ol!”

Yaklaştığımı her düşündüğümde yolculuk uzuyor ve ben yavaş yavaş yoruluyordum. Aklımda çok derin sorular vardı. Öyle sorular ki, bir an önce cevap istiyor, cevap bulamayınca yerini endişeye daha sonrasında ise panik ve üzüntüye bırakıyordu. Ancak cevapları almak zaman alacak ve yaşayarak öğrenmem gerekecekti.

Her şey bu kadar erken iken oraya bu kadar severek ve isteyerek gitmemin bir nedeni de aslında bu zamana kadar savunduğum ve var olabileceğine inandığım “Eşcinsel Aşkın” var olabileceğini göstermekti kendime…

Hepsini onlar gibi aldatan, güvenilmeyen, seks peşinde koşan inbisek3sanlar olmadığını gösterecektim. Bir kere bile olsa güzel bir örnek bulacaktım! Bu sefer olacaktı!!!

Acaba beni anlayacak mıydı?

Aradığım et değil bir insandı, amacım sikişeceğim birini bulmak değil sevişebileceğim birini bulmaktı.

Kendi kendime içimden o çok sevdiğim şarkıyı söylüyordum;

“Yağmurun üzerime düşmesine izin verme!

Beni ıslatmasına izin verme,

Gerekirse yağmurla dans et, ama benim ıslanmama izin verme,

Yağmurun üzerime düşmesine izin verme!

Islanmama izin verme,

Ben istesem de bile sen gitmeme izin verme

Yağmurun üzerime düşmesine izin verme!”

Yolculuk söylenenden çok daha uzun sürüyor ve ben artık bitkinim. Geldiğim yerde her şey çok değişik: insanlar, hayat, mimari, doğa…

Ve ben buradaki insanlardan yaşadığım olumsuz olaylardan dolayı buraya karşı çok derin önyargılarım var.

Bir süre sonra oraya vardım. Ve o beni terminalden almaya geldi, hava çok soğuktu…

16 Ağustos 2009 Pazar

Bir "Cinsel Yönelim" Olarak Duygusal Taciz

"Yaşanılanlar karşısında beyindeki kara gölgelerin çok olması içimde bir çelişki yaratıyor. Bu yüzden kendimle çelişiyorum, ruhum ölüyor… "

Cinsel olarak tahrik ve uyarılmanın birkaç yolu vardır. Bazen öpüşmek, bazen ‘mahrem’ bir yerlerin gözükmesi, bazen bir dokunuş, bazen ele ele tutuşmak, bazen erotik bir film ve bazen yasak olana ulaşmak…

Cinsel uyarılmanın şekli çoğu zaman cinsel doyumun nasıl oluşacağını belirler. Ateşli bir başlangıç çoğu zaman ateşli bir doyum şeklinde biter.

Bir süre önceki yazımda ‘Duygusal Taciz’ i ele almıştım. Duygusal tacizin78005_0 anatomisine bakarken neşter atamadığım bazı yaralar vardı, sadece derinin sağlam olduğu yerleri dün ışığına çıkarmıştım. Bugün biraz daha cesaretliyim ve o neşter atamadığım bir yerde farklı bir şeyi gün yüzüne çıkarmış bulunuyorum. Duygusal tacizin cinsel bir boyutu olduğu!

Bu boyutla ilk karşılaştığım anda evime dönüyordum. Dışarıda kar vardı ve ben zayıf bir durumdaydım…

Konuyu nasıl ele alacağımı bilmiyorum. Bu yüzden bu durumlarda sık sık yaptığım şeyi yapacağım: kelimeleri rastgele bırakacağım ve onların bir anlam oluşturmasını bekleyeceğim.

Evet, karlı bir yolculukta her şey olup bitti. Ve benim gözlerim biraz olsun açıldı.

İkimizin de anlatmaya, konuşmaya veya aklımızdan bile geçirmeye cesaret edemediği bir konu vardı: İlişki tıkanmıştı veya çok kısa bir süre sonrasına kadar ben öyle olduğunu düşünüyordum. İlişkiyi eline almış olan ‘Karşı Taraf’ bana sürüyle işkenceler yapıyor duygusal tacizin her boyutunu kullanmaktan geri durmuyordu. Beni aşağılıyor, sevgime cevap vermiyor, konuşmuyor, başkaları ile birlikte iken daha mutlu olabileceğini hissettiriyor, tersliyor, sevişmekten kaçıyor, bahaneler üretiyor, ilişkiyi bitirecekmiş gibi davranıyor, değersiz olduğumu hissettiriyor, bu ilişkiyi yürütmek zorunda olan benmişim ve bu gibi bir misyon yüklüyor ve bu ilişki sanki sadece benim zorlamamla yürüyormuş gibi bir izlenim yaratmaya çalışıyor ve tüm bunların yanında beni terk etmekten hep uzak duruyor, ilişkiyi bitirmiyor.87016_0

Kalbinin içindeki sevgilerde ve kişilerde ben hep öteki olarak kalıyorum, diğeri, ona ait olmayan bir yabancı. Ama kalbinin içinde yer alanlar ise sanki hep ona aitmiş gibi davranıyor, ötekileştirmeden, aşağılamadan, üzmeden ve toz kondurmadan…

Sevgiyi bir ilaç gibi kullanıyor. Bana uyguladığı Duygusal Taciz yüzünden ilişkinin biteceğini hissettiği anda hemen normal bir sevgilinin davranması gerektiği gibi davranıyor, sevgi iğnesinden çok az bir doz vurarak ilişkiyi yeniden hayata döndürüyor, iğnenin etkisini daha kalıcı kılmak için bazen küçük bir söz veriyor ve ben ‘zehirlenmeden’ kurtulduğum anda duygusal taciz yeninden başlıyor.

Zehirlenmeden kurtarırken bazı ‘Sihirli Kelimeleri’ çok iyi biliyor: ‘Seni seviyorum’ ve ekliyor: ‘Hem de çok!’

Ve duygusal taciz süreci içinde verdiğim sevgiyi geri almak istediğimde o ‘ilacı’ kaçırıyor ve bana vermiyor!

Aslında dikkatli baktığımızda hayatını benden kaçırıyor. Sanki içerisindeki çok önemli bir hazineyi benden saklar gibi davranıyor. Birbirimize en yakın olduğumuz anlar bile aslında o kadar uzak yerlerdeyiz ki. Ben ise gel gitler içerisindeyim, nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum. Yapmam gerekeni yapmıyorum, sadece sessiz bir şekilde izliyorum, izliyorum, izliyorum ve içimde bir yerlere yazıyorum. Hani o bir şeyler yazdığımızda hiç silemediğimiz tek yere yazıyorum. Ve daha sonra yazdığım yerden okumaya başladığımda sadece ağlıyorum, okuduğum şeyler korkunç ve ruhumu öldürüyor. Sevgiye dayalı bir ilişkide insanların bunları yaptığına inanmak çok zor geliyor. Hatta bazen o kadar zor geliyor ki, yaşadığım şeylere kendim bile inanamıyorum, bu yüzden yazdığım şeylerin yalan olduğunu düşünüyorum. ‘Hayır’ diyorum kendi kendime, ‘Bunları ben yaşamış’ olamam.

Yaşanılanlar karşısında beyindeki kara gölgelerin çok olması içimde bir çelişki yaratıyor. Bu yüzden kendimle çelişiyorum, ruhum ölüyor…

Her insanın birazcık sadizme ilgisi vardır. Ancak duygusal sadizmin nedenlerini anlamak çoğu zaman kolay değildir. Duygusal tacizde bulunan insanların hemen hepsi duygusal yönden sadist, sadece kendisini düşünen, acı vermeyi çok iyi bilen insanlardır. Ancak bu acı verme duygusunun nedenlerine baktığımızda karşımıza genelde eziklik veya daha önceki ilişkilerde yaşanan acıların acısını çıkarma duygusunu görmekteyiz. Çoğu zaman duygusal tacizi oluşturan bu duygu buradan gelmekte ve duygusal sadizm bir süre sonra duyguların içerisine yerleşerek çok ileri gitmektedir. Duygusal taciz boyunca alınan zevk duygusu diğer zevklerinde üstüne çıkmakta, öyle ki bu zevk artık geri dönüşü olmayan bir şekilde bağımlılık yapmaktadır.

Bir cinsel yönelim olarak Duygusal Taciz

Duygusal sadizm bir süre sonra bir cinsel yönelim olarak karşımıza çıkmaktadır. Cinselliğin içerisinde yer alan baskınlık duygusu duygusal taciz ile daha da ileri gidebilmekte ve duygusal tacizi uygulayan insanlara zevk vermektedir. Ve duygusal taciz bir süre sonra cinsel yönelimin kendisi haline gelir. Bu sadist insanların ellerine düşen insanlar öyle veya böyle bu duygusal tacizden zarar görürler. Ancak onlar bu şekilde kendilerini önemli, rahatlamış, boşalmış ve zafer kazanmış hissetmekte ve ayakta kalabilmektedirler.  Tazicizin anatomisi budur: Acı çektirerek güç ispatlamak!87018_0

Ve bu tacizin kurbanı olmuş olan bizler ise sevmek için hayatımıza aldığımız insanların bu dengesizliği karşısında hayatlarımızı cehenneme çeviririz. Sürekli olarak kendimize sorarız “Ben nerede hata yaptım” diye. Aslında ortada bizim yaptığımız bir hata yoktur! Yanlış insanı sevmekten başka…

Ne yapabiliriz?

Sizi elinden geldiğince üzen ve duygusal yönden taciz eden bir kişiye yapılması gereken tek bir şey vardır: Avcı iken av konumuna düşürmek!

Acı çektirmekten hoşlanan bu insanlara yaşayabilecekleri en derin ve en geniş acıları hiçbir etik kuralı tanımadan yaşatın. Öylesine ileri gidin ki, acı çektirmenin ne demek olduğunu onlara gösterin! Ancak o zaman kazanabilir ve yerlere serilmiş gururunuzu kurtarabilirsiniz.

Yavaşça sınıra yaklaşmıştık. Ben pasaportumu hazırlıyordum. Ve o ise hala durmadan beni üzecek şeyleri söylemeye ve bana acı çektirmeye devam ediyordu. Bir ara pantolonuna baktım, ben acı çekerken o ereksiyon olmuştu!!!

Benim acımdan tahrik oluyordu!!!

06 Ağustos 2009 Perşembe

Bir Aşk Hikayesi...

Sessiz gecenin şen aşığıyım ben,

Titrek rüyaların sabahı,

Hem kadın hem erkek bedenine sığınmış aşkların günahıyım ben,

Söylenemeyen sırların, dudaklardan silinmeyen dokunuşların,

En zevkli dokunuşların, en yasak meyvelerin kesiştiği yerdeyim.

Gecenin karanlığında içleri kararmış üç kişi,

Geliyorlar üstüme,

Nerede ışık nerede aydınlık diye soruyorum kendime

Ne zaman bitecek bu karanlık:

Geceden önce aydınlık mı vardı ki,

Gece bitsin diye bekleyeyim…

Soğuk bir gecede gelen kişi,

Yüzümü aydınlatan ve içimdeki utancı alıp götüren kişi,

Cennetinde cehenneminde kesiştiği yerde kendi bedenimi bana bulduran kişi,

Geceden sonra gelen ışık sen misin?

Deniz kenarından gelen insan,

Gözyaşın damladı denize,

Karıştı tuzlu suyuna,

Deniz içinde kaybolmuş su damlasını bulmak ne kadar zorsa,

Seni de bulmak o kadar zordu.

Çetin bir fırtınaydın sen,

Dalgaların en şiddetlisini seven,

Canımı bu kadar yakan büyük ve sert dalganın,

Yumuşacık sudan oluştuğunu kim tahmin ederdi ki?

İçimi bu kadar yakan, kavuran kimi gece ısıtanın,

Senin dalgan olduğunu kim bilirdi ki?

Kim derdi ki;

En güzel hayalim en zor gerçekleşen olacak,

En büyük tutkum hep peşinde koştuğum olacak,

En zevkli anım bile seninle ağlamak olacak,

Kim derdi ki bunların hepsi sen olacaksın,

Bunların hepsi sende olacak.

Yüreğinde dirilten sen misin?

Bakışlarında hayat veren,

Sözleriyle huzur veren,

Sükûneti ile yaralı yüreklere şifa veren?

Hepsi sen misin?