Tam olarak ne zaman geldiğini hatırlamıyorum. Ama sanırım herkesin uyuduğu bir zamanda aniden geldi.
Kapılar ve pencerem kapalıydı, içeri nasıl girdi bilmiyorum. Ama
odanızda bir melek olduğunu duyduğunuz güzel kokudan anlıyorsunuz. Herkes meleklerin yumuşak yüzlü ve çok güzel sesli yaratıklar olduğunu söyler. Bu kısmen doğrudur ancak melekler ile ilgili bilinmeyen bir şey ise çok güzel koktuklarıdır.
O geldiğinde ben uyuyordum. Yorganım üzerimden düşmüştü. Üşüyordum.
Birden odanın içine güzel bir sıcaklık doldu. Boş bakışlarım gördüğüm şeyi anlamlandırmaya çalıyordu. Ne olduğunu anlamadığım bir şeydi, daha önce görmemiştim ancak çokta tanıdık geliyordu. İçim ısınıyordu onun gülüşü karşısında, taze meyvelerden hoş güzel bir koku.
Benim odama bir melek gelmişti…
Yatağımdan azıcık doğruldum, uzundu ama heybetli değildi.
Onu görünce içimdeki duygular ağaçtan kopan yaprakların birbiri ile çağrışması gibi birbiri ile çarpışmaya ve sonra sükûnet içinde huzura kavuşmaya başladı. Birden şunu sordum kendime ‘Karşımda bir melek var, korkmalı mıyım?’
Melek neydi diye sordum kendime…
Melek kelimesi melek İbranicede ki malakh, angel kelimesiyse, yunanca haberci anlamındaki angelos kelimesinden geliyordu. Melekler Zerdüşt'ün tasvirine göre insanlarla tanrı arasında duran ayrı varlıklar değil, "Tanrı'nın insanlara yönelik uzantıları" idi.
Demek ki Melek, Tanrı’dan bana yönelen bir haberci idi. Tanrı benimle konuşmak istiyordu…
‘Selam’ dedim O’na. İçim neşeliydi, sevinçliydi.
Yüzüme baktı, konuşmuyordu. Ama sanki yüzü ile bana bir şeyler anlatıyordu.
Bana ‘Merhaba’ dedi.
Benimle konuşurken ilk fark ettiğim şey bizim sesimiz dilimiz ile şekilleniyordu ancak onun sesi bir kemanın müziği gibi şekilli ve ahenkli idi.
Sadece onu dinleyerek bütün ömrümü geçirebilirdim ama bana sadece onunla bir gece verilmişti.
Uykunun etkisinden iyice ayılmıştım. Onu artık daha iyi görebiliyordum. Ama içimdeki o sıcaklık ve huzur beni uyuşturuyordu, ona dokunmak için uzanamıyordum.
İçimden hiçbir kötülük geçmiyordu, keşke hep böyle kalabilsem diye düşündüm. Keşke herkes öyle kalabilseydi. O zaman dünyada ne kötülük kalırdı ki? Gözyaşları sadece sevinç için dökülürdü.
O’na hayran kalmıştım. Eğer o bu kadar güzelse kim bilir onu gönderen ne kadar güzeldi? Veya geldiği yer ne kadar mükemmeldi?
O’nun geldiği gece aslında ben pek kendimde değildim. Aklımda uzun zamandan beri o sert ve acımasız soru vardı ama buların şimdi bir önemi yoktu çünkü bir melek gelmişti.
Melek bana bakarken içimdeki acıyan yerler iyileşiyordu, kötü şeyler uzaklaşıyor ve daha fazla nefes almak istiyordum, sanki demin boğulmuş ve sudan çıkarılmış bir yarı ölü beden gibi.
O gözleri ile bana baktıkça içimde bir iyileşme oluyordu bu noktada zaman artık durmuştu. İçeriyi saran ışık aydınlatıyor ama rahatsız etmiyordu. Aslında beni içimi, yüreğimin çok derinlerini aydınlatıyordu. O’na öylece bakarken ne kadar güçsüzdüm…
Gözlerinde bir acıma belirdi, biliyordu acı çektiğimi, üzüldüğümü ve birçok şey için yaralandığımı. Dünyadaki tüm kötülükleri görmüş bir melek acı çekmenin ne demek olduğunu iyi bilirdi. Ve acı çekmenin, haksızlıkların karşısında durmanın bile zor olduğunu bilirdi…
Ben güçsüzdüm o vakit, henüz hayattan vazgeçmemiştim ama içimde yaşamaya da öyle derin bir istek kalmamıştı hani.
Gözleri güzel, bana baktığında benim perde arkamı da görebiliyordu. İçimdeki acıların hepsine teker teker baktığında hangisi ile ilgilendiğini hissedebiliyordum. O içimdeki acıları bakışları ile uzattığı o hayali eli ile okşuyordu. Hepsine dokundu belki tüm acılara ama en sonunda o en kötüsüne geldi. O’na dokunduğu an birden irkildi. İçimdeki o acı, o kanayan yara onu da üzmüştü, belki de acıttı…
Kanatlarını geriye doğru çekti biraz. Kanatları sallanınca içeriye biraz daha güzel koku doldu. Gözleri titriyordu ve o görünmeyen elini hala o derin yaramın üzerinde gezdiriyordu. O’da anladı acının büyük olduğunu ve teselli ile geçemeyeceğini. Hani bu yara okşamalarla, öpmelerle geçecek bir yara değildi. Hayatın kendisinin açtığı bir yaraydı, kimsenin hak etmediği türden bir yara.
O düşüncelerimi okuyabiliyordu, yaranın neden olduğu soruyu da biliyordu: “Ben neden böyle oldum? Çektiğim tüm sıkıntıların nedeni ne? Madem değişmeyecekse neden bana böyle bir problem verildi? Baştan kaybettiğim bir savaşta neden ben suçlu oluyorum? İnsan kaderine karşı gelebilir mi?”
O yavaşça yanıma yaklaştı, elimi tuttu. O’da konuşmadan düşüncelerime seslendi. Bana: “Tanrı seni bu dünyada bir melek olman için böyle yarattı. Kendi mucizeleri sende görünsün diye, seni cinsiyetsiz yarattı. O sana küskün değil çektiğin tüm acıları biliyor. Sen bir hata değilsin. İstediği şey insanlara bir mucize göstermekti. İnsandan da bir melek olabileceğini göstermek istedi. Bu yüzden acı çekiyorsun çünkü sen bu dünyaya ait değilsin. Tıpkı benim gibi. Melekler kötülükler karşısında çok acı çeker…”
Ellerini gözlerime dokundurdu ve gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı.
“Sen bir hata değilsin, içindeki tüm acılar son bulacak…”
Gözlerim kapanıyor ve ben yavaşça uyumaya başladım. Gidiyordu ama önce beni uyuttu. Bir gece de olsa acım sessizce dinmişti.
O arkasını dönerken ben sıcak bir uykuya dalmıştım ve kendimle barışmıştım…

