22 Eylül 2009 Salı

Ve bir gece bir melek geldi

Tam olarak ne zaman geldiğini hatırlamıyorum. Ama sanırım herkesin uyuduğu bir zamanda aniden geldi.

Kapılar ve pencerem kapalıydı, içeri nasıl girdi bilmiyorum. Ama sleep

odanızda bir melek olduğunu duyduğunuz güzel kokudan anlıyorsunuz. Herkes meleklerin yumuşak yüzlü ve çok güzel sesli yaratıklar olduğunu söyler. Bu kısmen doğrudur ancak melekler ile ilgili bilinmeyen bir şey ise çok güzel koktuklarıdır.

O geldiğinde ben uyuyordum. Yorganım üzerimden düşmüştü. Üşüyordum.

Birden odanın içine güzel bir sıcaklık doldu. Boş bakışlarım gördüğüm şeyi anlamlandırmaya çalıyordu. Ne olduğunu anlamadığım bir şeydi, daha önce görmemiştim ancak çokta tanıdık geliyordu. İçim ısınıyordu onun gülüşü karşısında, taze meyvelerden hoş güzel bir koku.

Benim odama bir melek gelmişti…Angels-In-America-Key-Art

Yatağımdan azıcık doğruldum, uzundu ama heybetli değildi.

Onu görünce içimdeki duygular ağaçtan kopan yaprakların birbiri ile çağrışması gibi birbiri ile çarpışmaya ve sonra sükûnet içinde huzura kavuşmaya başladı. Birden şunu sordum kendime ‘Karşımda bir melek var, korkmalı mıyım?’

Melek neydi diye sordum kendime…

Melek kelimesi melek İbranicede ki malakh, angel kelimesiyse, yunanca haberci anlamındaki angelos kelimesinden geliyordu. Melekler Zerdüşt'ün tasvirine göre insanlarla tanrı arasında duran ayrı varlıklar değil, "Tanrı'nın insanlara yönelik uzantıları" idi.

Demek ki Melek, Tanrı’dan bana yönelen bir haberci idi. Tanrı benimle konuşmak istiyordu…

‘Selam’ dedim O’na. İçim neşeliydi, sevinçliydi.

Yüzüme baktı, konuşmuyordu. Ama sanki yüzü ile bana bir şeyler anlatıyordu.

Bana ‘Merhaba’ dedi.

Benimle konuşurken ilk fark ettiğim şey bizim sesimiz dilimiz ile şekilleniyordu ancak onun sesi bir kemanın müziği gibi şekilli ve ahenkli idi.

Sadece onu dinleyerek bütün ömrümü geçirebilirdim ama bana sadece onunla bir gece verilmişti.

Uykunun etkisinden iyice ayılmıştım. Onu artık daha iyi görebiliyordum. Ama içimdeki o sıcaklık ve huzur beni uyuşturuyordu, ona dokunmak için uzanamıyordum.

İçimden hiçbir kötülük geçmiyordu, keşke hep böyle kalabilsem diye düşündüm. Keşke herkes öyle kalabilseydi. O zaman dünyada ne kötülük kalırdı ki? Gözyaşları sadece sevinç için dökülürdü.

O’na hayran kalmıştım. Eğer o bu kadar güzelse kim bilir onu gönderen ne kadar güzeldi? Veya geldiği yer ne kadar mükemmeldi?

O’nun geldiği gece aslında ben pek kendimde değildim. Aklımda uzun zamandan beri o sert ve acımasız soru vardı ama buların şimdi bir önemi yoktu çünkü bir melek gelmişti.

Melek bana bakarken içimdeki acıyan yerler iyileşiyordu, kötü şeyler uzaklaşıyor ve daha fazla nefes almak istiyordum, sanki demin boğulmuş ve sudan çıkarılmış bir yarı ölü beden gibi.

O gözleri ile bana baktıkça içimde bir iyileşme oluyordu bu noktada zaman artık durmuştu. İçeriyi saran ışık aydınlatıyor ama rahatsız etmiyordu. Aslında beni içimi, yüreğimin çok derinlerini aydınlatıyordu. O’na öylece bakarken ne kadar güçsüzdüm…

Gözlerinde bir acıma belirdi, biliyordu acı çektiğimi, üzüldüğümü ve birçok şey için yaralandığımı. Dünyadaki tüm kötülükleri görmüş bir melek acı çekmenin ne demek olduğunu iyi bilirdi. Ve acı çekmenin, haksızlıkların karşısında durmanın bile zor olduğunu bilirdi…

Ben güçsüzdüm o vakit, henüz hayattan vazgeçmemiştim ama içimde yaşamaya da öyle derin bir istek kalmamıştı hani.

Gözleri güzel, bana baktığında benim perde arkamı da görebiliyordu. İçimdeki acıların hepsine teker teker baktığında hangisi ile ilgilendiğini hissedebiliyordum. O içimdeki acıları bakışları ile uzattığı o hayali eli ile okşuyordu. Hepsine dokundu belki tüm acılara ama en sonunda o en kötüsüne geldi. O’na dokunduğu an birden irkildi. İçimdeki o acı, o kanayan yara onu da üzmüştü, belki de acıttı…2597018679_011e07d0d0

Kanatlarını geriye doğru çekti biraz. Kanatları sallanınca içeriye biraz daha güzel koku doldu. Gözleri titriyordu ve o görünmeyen elini hala o derin yaramın üzerinde gezdiriyordu. O’da anladı acının büyük olduğunu ve teselli ile geçemeyeceğini. Hani bu yara okşamalarla, öpmelerle geçecek bir yara değildi. Hayatın kendisinin açtığı bir yaraydı, kimsenin hak etmediği türden bir yara.

O düşüncelerimi okuyabiliyordu, yaranın neden olduğu soruyu da biliyordu: “Ben neden böyle oldum? Çektiğim tüm sıkıntıların nedeni ne? Madem değişmeyecekse neden bana böyle bir problem verildi? Baştan kaybettiğim bir savaşta neden ben suçlu oluyorum? İnsan kaderine karşı gelebilir mi?”

O yavaşça yanıma yaklaştı, elimi tuttu. O’da konuşmadan düşüncelerime seslendi. Bana: “Tanrı seni bu dünyada bir melek olman için böyle yarattı. Kendi mucizeleri sende görünsün diye, seni cinsiyetsiz yarattı. O sana küskün değil çektiğin tüm acıları biliyor. Sen bir hata değilsin. İstediği şey insanlara bir mucize göstermekti. İnsandan da bir melek olabileceğini göstermek istedi. Bu yüzden acı çekiyorsun çünkü sen bu dünyaya ait değilsin. Tıpkı benim gibi. Melekler kötülükler karşısında çok acı çeker…”

Ellerini gözlerime dokundurdu ve gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı.

“Sen bir hata değilsin, içindeki tüm acılar son bulacak…”

Gözlerim kapanıyor ve ben yavaşça uyumaya başladım. Gidiyordu ama önce beni uyuttu. Bir gece de olsa acım sessizce dinmişti.

O arkasını dönerken ben sıcak bir uykuya dalmıştım ve kendimle barışmıştım…

12 Eylül 2009 Cumartesi

Hayatıma yeniden başlarken...

Deniz kenarında bir yere gidiyorum, hava çok soğuk dışarıda. Ait biseksüel olduğum yerlerden çok uzakta bir yerlere kalbimin ait olabileceğini düşündüğüm kişiyi ‘bulmaya’ gidiyorum. Bir yere gitmek aslında her zaman bir arayış ve yeni bir başlangıcın temelidir. Onu hiç tanımıyorum, sadece bir kere sıcak bir kasın günü buluştuk onunla. Belki de her şey için hala çok erken ama içimde bir şeyler var beni iten.

Yolu yarılıyorum, otobüs değiştiriyorum. Yolculuğun bu kısmı onun ‘Deniz Kenarındaki’ evine doğru…

İçimde bir sevinç var, bilindik baya tanıdık. Aynı zamanda çok derin yaralarım var gaylerden nefret etmeme, cinsel yönelimime engel olmama neden olan. Onlar onurumu aldılar, adımı, hayatımın en güzel yıllarını! Hem de bir hiç için! biseks2

Hâlbuki kendi kendime “Asla yapmayacağım, bir erkekle birlikte olmayacağım” diyeli ne kadar kısa bir zaman önceydi. Şimdi ise içimde yeni yıkılmış harabelerle, henüz bedeni bile soğumamış ölülerle ve kapatılmamış defterlerle, ön yargılarımla bir erkeğe doğru gidiyorum. Gidiyorum ve korkuyorum…

Etrafta ormanlar var, hava çok soğuk yağmur yağıyor. Ormanlar İngiltere’ye hiç benzemiyor yeşil değil. Sanki çürümüş bir yosunun rengi gibi, hüzünlü ve sıkıcı. Ormanlar biri karabasanı andırıyor, korkutuyorlar.

Yolculuk hem çok depresif hem umut verici. Gittiğim yerden korkuyorum, hem de çok korkuyorum. Canımın yeniden yanmasından, kendimi diri diri gömmekten, korkuyorum…

Otobüs ilerledikçe hava daha da kötüleşiyor ormanlar çamur rengine bürünüyor. Ben evden çok uzaklardayım ve ailemin bile bilmediği bir yere gidiyorum. İçimde sem sert bir duygu var çelik kadar sert ve soğuk. Eski yaraların, hayal kırıklıklarının acıları.

Ben kaybetmeyi hiç bilir miydim? Ben hiç hayal kırıklığına uğramış mıydım?

Ama erkelerin dünyasında kaybetmeyi öğrenmiştim. Hayal kırklığına uğramayı da, sessiz sessiz ağlamayı da, gözyaşlarımı içime akıtmayı da…

Bana hayal kırklığını öğreten insanlardı onlar ve ben onlarla olmamak için kendime söz vermiştim ama, ama küçük bir yürek görmüştüm. Bir ışıltı, bir umut ve bir gülüştü belki de takip ettiğim ve bir daha “Hayatta işim olmaz” dediğim coğrafyaya beni götüren.

Yağmur kesildi büyük bir dağı geçtikten hemen sonra. Hava soğudu ve sis bastırdı. Artık ormanı bile göremiyorum, hava karardı akşam olmak üzere.

Küçük kar taneleri düşüyor yere ama tam bir kar yağışı olduğu söylenemez. Otobüs oraya yaklaştıkça bende ne yaptığımı sorguluyorum. Cep telefonumdan Avrupa’da ki çocukluk arkadaşıma ve Üniversite okurken çok sevdiğim “Dostum” ile mesajlaşıyorum. İkisi de çok şaşırıyorlar, bu kadar umutlanmış olmam onlara da garip geliyor. İkisinin de söylediği tek bir şey var: “Dikkat et! Bu sefer bari dikkatli ol!”

Yaklaştığımı her düşündüğümde yolculuk uzuyor ve ben yavaş yavaş yoruluyordum. Aklımda çok derin sorular vardı. Öyle sorular ki, bir an önce cevap istiyor, cevap bulamayınca yerini endişeye daha sonrasında ise panik ve üzüntüye bırakıyordu. Ancak cevapları almak zaman alacak ve yaşayarak öğrenmem gerekecekti.

Her şey bu kadar erken iken oraya bu kadar severek ve isteyerek gitmemin bir nedeni de aslında bu zamana kadar savunduğum ve var olabileceğine inandığım “Eşcinsel Aşkın” var olabileceğini göstermekti kendime…

Hepsini onlar gibi aldatan, güvenilmeyen, seks peşinde koşan inbisek3sanlar olmadığını gösterecektim. Bir kere bile olsa güzel bir örnek bulacaktım! Bu sefer olacaktı!!!

Acaba beni anlayacak mıydı?

Aradığım et değil bir insandı, amacım sikişeceğim birini bulmak değil sevişebileceğim birini bulmaktı.

Kendi kendime içimden o çok sevdiğim şarkıyı söylüyordum;

“Yağmurun üzerime düşmesine izin verme!

Beni ıslatmasına izin verme,

Gerekirse yağmurla dans et, ama benim ıslanmama izin verme,

Yağmurun üzerime düşmesine izin verme!

Islanmama izin verme,

Ben istesem de bile sen gitmeme izin verme

Yağmurun üzerime düşmesine izin verme!”

Yolculuk söylenenden çok daha uzun sürüyor ve ben artık bitkinim. Geldiğim yerde her şey çok değişik: insanlar, hayat, mimari, doğa…

Ve ben buradaki insanlardan yaşadığım olumsuz olaylardan dolayı buraya karşı çok derin önyargılarım var.

Bir süre sonra oraya vardım. Ve o beni terminalden almaya geldi, hava çok soğuktu…

16 Ağustos 2009 Pazar

Bir "Cinsel Yönelim" Olarak Duygusal Taciz

"Yaşanılanlar karşısında beyindeki kara gölgelerin çok olması içimde bir çelişki yaratıyor. Bu yüzden kendimle çelişiyorum, ruhum ölüyor… "

Cinsel olarak tahrik ve uyarılmanın birkaç yolu vardır. Bazen öpüşmek, bazen ‘mahrem’ bir yerlerin gözükmesi, bazen bir dokunuş, bazen ele ele tutuşmak, bazen erotik bir film ve bazen yasak olana ulaşmak…

Cinsel uyarılmanın şekli çoğu zaman cinsel doyumun nasıl oluşacağını belirler. Ateşli bir başlangıç çoğu zaman ateşli bir doyum şeklinde biter.

Bir süre önceki yazımda ‘Duygusal Taciz’ i ele almıştım. Duygusal tacizin78005_0 anatomisine bakarken neşter atamadığım bazı yaralar vardı, sadece derinin sağlam olduğu yerleri dün ışığına çıkarmıştım. Bugün biraz daha cesaretliyim ve o neşter atamadığım bir yerde farklı bir şeyi gün yüzüne çıkarmış bulunuyorum. Duygusal tacizin cinsel bir boyutu olduğu!

Bu boyutla ilk karşılaştığım anda evime dönüyordum. Dışarıda kar vardı ve ben zayıf bir durumdaydım…

Konuyu nasıl ele alacağımı bilmiyorum. Bu yüzden bu durumlarda sık sık yaptığım şeyi yapacağım: kelimeleri rastgele bırakacağım ve onların bir anlam oluşturmasını bekleyeceğim.

Evet, karlı bir yolculukta her şey olup bitti. Ve benim gözlerim biraz olsun açıldı.

İkimizin de anlatmaya, konuşmaya veya aklımızdan bile geçirmeye cesaret edemediği bir konu vardı: İlişki tıkanmıştı veya çok kısa bir süre sonrasına kadar ben öyle olduğunu düşünüyordum. İlişkiyi eline almış olan ‘Karşı Taraf’ bana sürüyle işkenceler yapıyor duygusal tacizin her boyutunu kullanmaktan geri durmuyordu. Beni aşağılıyor, sevgime cevap vermiyor, konuşmuyor, başkaları ile birlikte iken daha mutlu olabileceğini hissettiriyor, tersliyor, sevişmekten kaçıyor, bahaneler üretiyor, ilişkiyi bitirecekmiş gibi davranıyor, değersiz olduğumu hissettiriyor, bu ilişkiyi yürütmek zorunda olan benmişim ve bu gibi bir misyon yüklüyor ve bu ilişki sanki sadece benim zorlamamla yürüyormuş gibi bir izlenim yaratmaya çalışıyor ve tüm bunların yanında beni terk etmekten hep uzak duruyor, ilişkiyi bitirmiyor.87016_0

Kalbinin içindeki sevgilerde ve kişilerde ben hep öteki olarak kalıyorum, diğeri, ona ait olmayan bir yabancı. Ama kalbinin içinde yer alanlar ise sanki hep ona aitmiş gibi davranıyor, ötekileştirmeden, aşağılamadan, üzmeden ve toz kondurmadan…

Sevgiyi bir ilaç gibi kullanıyor. Bana uyguladığı Duygusal Taciz yüzünden ilişkinin biteceğini hissettiği anda hemen normal bir sevgilinin davranması gerektiği gibi davranıyor, sevgi iğnesinden çok az bir doz vurarak ilişkiyi yeniden hayata döndürüyor, iğnenin etkisini daha kalıcı kılmak için bazen küçük bir söz veriyor ve ben ‘zehirlenmeden’ kurtulduğum anda duygusal taciz yeninden başlıyor.

Zehirlenmeden kurtarırken bazı ‘Sihirli Kelimeleri’ çok iyi biliyor: ‘Seni seviyorum’ ve ekliyor: ‘Hem de çok!’

Ve duygusal taciz süreci içinde verdiğim sevgiyi geri almak istediğimde o ‘ilacı’ kaçırıyor ve bana vermiyor!

Aslında dikkatli baktığımızda hayatını benden kaçırıyor. Sanki içerisindeki çok önemli bir hazineyi benden saklar gibi davranıyor. Birbirimize en yakın olduğumuz anlar bile aslında o kadar uzak yerlerdeyiz ki. Ben ise gel gitler içerisindeyim, nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum. Yapmam gerekeni yapmıyorum, sadece sessiz bir şekilde izliyorum, izliyorum, izliyorum ve içimde bir yerlere yazıyorum. Hani o bir şeyler yazdığımızda hiç silemediğimiz tek yere yazıyorum. Ve daha sonra yazdığım yerden okumaya başladığımda sadece ağlıyorum, okuduğum şeyler korkunç ve ruhumu öldürüyor. Sevgiye dayalı bir ilişkide insanların bunları yaptığına inanmak çok zor geliyor. Hatta bazen o kadar zor geliyor ki, yaşadığım şeylere kendim bile inanamıyorum, bu yüzden yazdığım şeylerin yalan olduğunu düşünüyorum. ‘Hayır’ diyorum kendi kendime, ‘Bunları ben yaşamış’ olamam.

Yaşanılanlar karşısında beyindeki kara gölgelerin çok olması içimde bir çelişki yaratıyor. Bu yüzden kendimle çelişiyorum, ruhum ölüyor…

Her insanın birazcık sadizme ilgisi vardır. Ancak duygusal sadizmin nedenlerini anlamak çoğu zaman kolay değildir. Duygusal tacizde bulunan insanların hemen hepsi duygusal yönden sadist, sadece kendisini düşünen, acı vermeyi çok iyi bilen insanlardır. Ancak bu acı verme duygusunun nedenlerine baktığımızda karşımıza genelde eziklik veya daha önceki ilişkilerde yaşanan acıların acısını çıkarma duygusunu görmekteyiz. Çoğu zaman duygusal tacizi oluşturan bu duygu buradan gelmekte ve duygusal sadizm bir süre sonra duyguların içerisine yerleşerek çok ileri gitmektedir. Duygusal taciz boyunca alınan zevk duygusu diğer zevklerinde üstüne çıkmakta, öyle ki bu zevk artık geri dönüşü olmayan bir şekilde bağımlılık yapmaktadır.

Bir cinsel yönelim olarak Duygusal Taciz

Duygusal sadizm bir süre sonra bir cinsel yönelim olarak karşımıza çıkmaktadır. Cinselliğin içerisinde yer alan baskınlık duygusu duygusal taciz ile daha da ileri gidebilmekte ve duygusal tacizi uygulayan insanlara zevk vermektedir. Ve duygusal taciz bir süre sonra cinsel yönelimin kendisi haline gelir. Bu sadist insanların ellerine düşen insanlar öyle veya böyle bu duygusal tacizden zarar görürler. Ancak onlar bu şekilde kendilerini önemli, rahatlamış, boşalmış ve zafer kazanmış hissetmekte ve ayakta kalabilmektedirler.  Tazicizin anatomisi budur: Acı çektirerek güç ispatlamak!87018_0

Ve bu tacizin kurbanı olmuş olan bizler ise sevmek için hayatımıza aldığımız insanların bu dengesizliği karşısında hayatlarımızı cehenneme çeviririz. Sürekli olarak kendimize sorarız “Ben nerede hata yaptım” diye. Aslında ortada bizim yaptığımız bir hata yoktur! Yanlış insanı sevmekten başka…

Ne yapabiliriz?

Sizi elinden geldiğince üzen ve duygusal yönden taciz eden bir kişiye yapılması gereken tek bir şey vardır: Avcı iken av konumuna düşürmek!

Acı çektirmekten hoşlanan bu insanlara yaşayabilecekleri en derin ve en geniş acıları hiçbir etik kuralı tanımadan yaşatın. Öylesine ileri gidin ki, acı çektirmenin ne demek olduğunu onlara gösterin! Ancak o zaman kazanabilir ve yerlere serilmiş gururunuzu kurtarabilirsiniz.

Yavaşça sınıra yaklaşmıştık. Ben pasaportumu hazırlıyordum. Ve o ise hala durmadan beni üzecek şeyleri söylemeye ve bana acı çektirmeye devam ediyordu. Bir ara pantolonuna baktım, ben acı çekerken o ereksiyon olmuştu!!!

Benim acımdan tahrik oluyordu!!!

06 Ağustos 2009 Perşembe

Bir Aşk Hikayesi...

Sessiz gecenin şen aşığıyım ben,

Titrek rüyaların sabahı,

Hem kadın hem erkek bedenine sığınmış aşkların günahıyım ben,

Söylenemeyen sırların, dudaklardan silinmeyen dokunuşların,

En zevkli dokunuşların, en yasak meyvelerin kesiştiği yerdeyim.

Gecenin karanlığında içleri kararmış üç kişi,

Geliyorlar üstüme,

Nerede ışık nerede aydınlık diye soruyorum kendime

Ne zaman bitecek bu karanlık:

Geceden önce aydınlık mı vardı ki,

Gece bitsin diye bekleyeyim…

Soğuk bir gecede gelen kişi,

Yüzümü aydınlatan ve içimdeki utancı alıp götüren kişi,

Cennetinde cehenneminde kesiştiği yerde kendi bedenimi bana bulduran kişi,

Geceden sonra gelen ışık sen misin?

Deniz kenarından gelen insan,

Gözyaşın damladı denize,

Karıştı tuzlu suyuna,

Deniz içinde kaybolmuş su damlasını bulmak ne kadar zorsa,

Seni de bulmak o kadar zordu.

Çetin bir fırtınaydın sen,

Dalgaların en şiddetlisini seven,

Canımı bu kadar yakan büyük ve sert dalganın,

Yumuşacık sudan oluştuğunu kim tahmin ederdi ki?

İçimi bu kadar yakan, kavuran kimi gece ısıtanın,

Senin dalgan olduğunu kim bilirdi ki?

Kim derdi ki;

En güzel hayalim en zor gerçekleşen olacak,

En büyük tutkum hep peşinde koştuğum olacak,

En zevkli anım bile seninle ağlamak olacak,

Kim derdi ki bunların hepsi sen olacaksın,

Bunların hepsi sende olacak.

Yüreğinde dirilten sen misin?

Bakışlarında hayat veren,

Sözleriyle huzur veren,

Sükûneti ile yaralı yüreklere şifa veren?

Hepsi sen misin?

03 Temmuz 2009 Cuma

Biz neden mutsuz olduk Leyla?

Çok sevdiğim yakın dostum Leyla uzun zamandan sonra ilk kez sohbet  ediyorduk. Gecenin bir vakti Leyla telefonda kızartma yapıyor bir yandan da benimle biseksüellerin hayatları üzerine konuşuyordu.

Bir Biseksüel kadın Tanıdım: Leyla Han

Leyla’yı geçen yıl bu zamanlarda tanımaya başladım. O dönemlerde Biseksüel Türkiye isimli e – posta grubunu oluşturuyordum. Kendisi e – posta grubuna ilk dahil olan kişi oldu. Ve daha sonrasında benim hayatıma çok dolaylı ama değerli bir yerden dahil oldu. Onunla tanışmak bana bu ülkede yalnız olmadığım gerçeğini gösterdi. Bir bakıma Türkiye’de ilk kez kendime benzer biri ile tanışmıştım.

Kızartma yapan Leyla, benim birçok iniş çıkışıma seyirci olmbiseksüeluş, çalkalanmış ruhumu dinlemiş ve çoğu zaman bana yol göstermiş kişiydi. Ne kadar iyi bir kaptan olursanız olun, ne kadar iyi gemi kullanırsanız kullanın bazen bir yoldan geçmek veya bir dalgayı aşmak için sizden önce aynı yerden geçmiş kişinin kılavuzluğuna ihtiyaç duyarsınız. Bir kılavuza ihtiyaç duymak asla sizin kötü bir kaptan olduğunuz anlamına gelmez. İşte Leyla’da benim için böyle bir kılavuzdu.

O’nun hayatını çok iyi bilmiyorum ama bazı leyleri görmek için birinin hayatını çok iyi bilmek gerekmez. Leyla’da acı çekmişti ve onun acıları ile ilgili olarak hissettiğim tek şey bu acının Biseksüellerin çektiği acılara özgür bir acı olduğuydu. Ve o telefon görüşmesinde ikimizde biraz geçmişlerimizden, çarptığımız kayalardan, sert dalgalardan bahsettik. İkizde aşıktık ve ikimizde beli ki daha önceki ilişkilerimizde yıpranmıştık. Ve şu soruyu sorduk: “Neden bizim hayatımızda bu kadar dengesiz insanlar var oldu ve neden biz bu kadar acı çektik? Neden bu insanlar bizi kurban seçti? Nasıl ve neden bu kadar kolay bir şekilde hayatımıza girdiler ve bizi üzdüler”

Bu soru önemliydi çünkü bir dönem ben kendim için Dengesiz insanların dengesiz davranışları yüzünden kendi dengemi yitirmeye başlamıştım. İşin kötüsü onların dengesiz davranışlarını bir anlam yüklemek için kendimden çok fazla taviz vermiş ve kendime ait olan anlamları ve kendi dengemi yitirmiştim. Bu sadece bir ilişkinin bitmesinden sonra yaşanan sıkıntı değildi, bu aynı zamanda beni bir çeşit enkaza çevirmiş duygulardı… Bu duygu yolda yürürken birden bire dengeni yitirip düşmen gibi bir şeydi.

Dengesizlik kötü bir şeydir: Kışın mont giyerek evden çıkarsın çünkü havanın soğuk olacağını bilirsin, yazın ise bir plajda mayon ile güneşlenirsin çünkü hiçbir zaman hava sıcaklığının birden -10’a düşmeyeceğini bilirsin. Çünkü bir denge vardır. Bu denge bozulursa bir plajda güneşlenirken donup ölebilirsin veya kışın ortasında sıcak çarpmasından hastanelik olabilirsin.

Dengesiz insanların bu durumları da tıpkı soğuk hava gibidir. Nasıl bir adım atacağınızı veya normal şartlar altında nasıl davranmanız gerektiğini bilemezsiniz. İşte bu noktada ben ve Leyla’nın yolları kesişiyordu, birbirimizi anlıyorduk.

İkimizin bu ortak acısı bir “Neden” sorusu ile çarpışıyordu. Ve bu çarpışma amansız bir cevap arayışı içinde kıvranıyordu…

Konuşmaya önce Leyla başladı:

“Biz sanırım bu insanları bir şekilde kendimize doğru çekiyoruz. biseksüel kadın Biseksüel insanların herhalde bu sorunlu, kendini kabul edememiş veya ne bilim dengesiz insanlara karşı bir çekim gücü var. Senin hayatında birçok böyle kişi oldu, hep sordum kendime ‘Neden Oko’yu buluyolar’ diye. Bazen düşünüyorum ya bizde bir terslik var, ya da onlarda bir terslik var sanırım. Yani neden biz veya neden sen?”

Soru ve açıklama çok mantıklıydı belki de. Ama bu noktada benim geçmişimi düşünmem beni sadece üzüyordu. Ne dengesiz insanlar görmüştü hayatım:

Beni aldatıp daha sonra pişman olup aylarca peşimden koşanları mı?

Yoksa beraber aynı evde yaşayıp evlenme başvurusu yaptığımız ve nikah gününü beklerken bana “Biz sadece arkadaşız” diyenleri mi?

Pasif bir gay olduğu halde “Ailesi istiyor” diye gidip bir kadınla evlenen ve daha sonrasında bana düğün davetiyesi yollayanı mı?

Sevişirken annesine küfür etmemi isteyip, ben bunu red edince bana küsenleri mi?

Hangisinden başlasam ki düşünmeye?

Bu tür insanları artık daha fazla hayatıma sokamazdım. Sokmamalıydım, sokmayacaktım da. Çünkü dengesizlikler yüzünden “üşümekten” veya “yanmaktan” artık sıkılmıştım.

Telefonun diğer ucunda ki Leyla’ya verecek bir cevabım olmalıydı. Bir an geçmişi düşündüm ve eski günlerden biri geldi aklıma:

Orta Avrupa’da üniversite okuduğum dönemde bir başka dengesiz ile Hırvat kıyılarında tatile çıkmıştım. Ve o tatil döneminde onun küçük kırmızı arabası ile Hırvatistan’ın tüm kıyılarını geziyorduk. Eylül ayı yaklaşmış olmasına rağmen hala denize girebiliyorduk.

Ve bir gün havanın çok kötü ve yağmurlu olduğu bir öğleden sonra vakti onun ile bir milli parka gitmiştik. Kıyıya sert bir şekilde dizilmiş koca kayaların bulunduğu ormanlar içindeki bu milli parkta yağmur altında geziyor aynı zamanda deniz manzarasını izliyorduk. Daha sonra ben kayalarda yapışılı duran bazı kristaller gördüm ve onları kayalardan koparıp hala sakladığım mineral koleksiyonum için toplamaya başladım.

Bu sırada o dönemde sevgilim olan kişinin birkaç saat önce bana yapmış olduğu o dengesiz hareket ve tavır geldi aklıma. Onun yüzünden yağmurlu havada Milli park gezmeye çıkmıştık. Ve daha nice yaptığı saçmalıklar geldi aklıma, bir iç çektim. Denizin dalgaları kayalara çarparak havalanıyor ve rüzgarla birleşerek arada ağzıma tuzlu bir tad bırakıyordu. Kendi kendime şunu söyledim: “Hep beni sevdiğini söylüyorsun ama aslında bu hayatta seni benden başka çekecek veya tüm saçmalıklarına rağmen hayatında tutacak bir kişi olmadığını bildiğin için benimlesin!”

Telefonda Leyla’ya açıklamaya ve başladım:

“Biz biseksüeller hem eşcinseller hem de heteroseksüeller arasında ayrım gören, aşağılanan, ötekileştirilen insanlarız. Öyle ki, aslında her iki tarafı da çok iyi bildiğimiz, anladığımız ve kabul ettiğimiz halde maalesef her iki tarafta çoğu zaman bifobi yüzünden bizleri sevmiyor. Ve bizim içimizde aslında her iki tarafında, tüm cinsiyetlerin ve cinsel rollerin ön yargılarından arınmış bir yer duruyor. Bu yüzden hiç kimseye karşı bir duvar örmüyoruz. İnsanlara karşı ayrım yaptığımızda kendi durumumuzu hatırlıyoruz ve bu sebepten dolayı mutsuz oluyoruz.

Bize karşı yapılan ayrım o kadar derin ve ölümcül ki, biz bu çektiğimiz acıdan dolayı kimseye ayrım yapamıyoruz. Bu insanları hayatımıza alırken evet, onların hasta, dengesiz ve bize zarar verebilecek insanların olduğunu tahmin edebiliyoruz az çok. Ancak ‘Her insana bir kez şans verilmesi’ gerektiğini düşünerek kimseyi atmıyoruz hayatımızdan. Ve bu insanların çoğu dengesiz hareketleri yüzünden kimsenin arkadaş bile olmak istemediği insanlar. Ve onları kabul eden birilerini bulunca hemen hayatımıza dalıyorlar, yapacaklarını yapıyorlar ve çıkıyorlar…”

Ve bu hikaye böyle sürüp gidiyor…

24 Mayıs 2009 Pazar

Biseksüel Çocuk

 

    ‘Ben böylemi oldum, yoksa böyle mi doğdum hikâyeleri’bisek

‘Hayır, çocukken ne cinsel tacize uğradım nede kötü bir babam oldu. Ailem ve arkadaşlarımdan yeterince sevgi gördüm ve asla özgüvenimi yıkacak bir olay yaşamadım. Düşündüğünüz gibi değil, ben hasta değilim, bu şekilde doğdum. Cinselliğin ne demek olduğunu bilmezken bile ben böyleydim. Bunu değiştiremezsiniz…’  Psikologumla konuşurken

Bazı insanlar bana yargılayıcı bir tavır içeren sorular soruyorlar. Amaçları benim neden böyle olduğumu öğrenerek bir ‘çözüm’ bulmak. Biseksüel olmanın bir ‘nedeni’ olmalı onlara göre. Bu ‘neden’e göre bana beni anlayabileceklerini sanıyorlar.

‘Neden’ sorusunu bende çok kez kendime ‘sordum’. İlk kez küçük bir çocukken Londra’da yeni yeni hissetmeye başladığım bu duyguların ‘nedenini’ sormuştum kendime. Bu bir ‘neden’ arama çabası yıllarca sürdü. Geleceğe baktım ve oradaki Oko bir neden bulamadı, geçmişte de bulamamıştı şimdi de bulamıyor. ‘Ben neden böyle oldum?’ sorusuna verilebilecek tek cevabım ve tek ‘nedenim’ benim ‘Bu şekilde doğduğumdu’.

bisexxxx Bu şekilde doğmuş olmak aslında geçmişte de bu şekilde var olmayı gerektiren bir durumdur. Öyle ki, geçmişimde de aslında ben böyleydim, ben Dindar bir ailenin Biseksüel çocuğuydum.

Hikayeler çok net değil aslında ama ailem anlatınca bende hatırlıyorum. Bu hikayeler eskiden çok anlamsız sadece anne ve babamın bizi sevmek istedikleri zaman çocukluğumuz ile ilgili olarak anlattıkları ‘Sevimli yaramazlık hikayeleri’ idi. Ancak ben kendimi tanımaya başlayınca bir süre sonra bu hikayeler benim ‘Cinsel Kimliğimin’ en güçlü kanıtları ve kayıtları oldu. Evet, ailemin anlattığı bu hikayeler aslında benim hep ‘böyle olduğumu’ gösteriyor…

Annem hep farklı bir çocuk olduğumu söylerdi. Neden bilinmez beni diğerlerinden hep daha farklı görürdü. Çünkü ben onların gözünde bazı yönlerim ile diğer çocuklardan ayrılıyordum. Kişiliğim bile diğer çocuklardan oldukça farklıydı. İçinde benimkine benzer duygular taşıyanlar çok iyi bilirler, bu duygular yüzünden biz kendimi hep ‘Farklı’ hissederiz ve daha sonra bu duygular yüzünden utanır ve korkarız. Ve üzülmeye veya korkmaya gerek olmadığını anladığımızda ise bazılarımız için çok geç olur. Eşcinselliğin ilk fark edildiği anda başlayan o depresyon bir süre sonra yerini duygusal çöküntüye ve karamsar bir hayata bırakır.

Hayat bitmiştir onlar için. Ama ben ve benim gibi şanslı olan birkaçı için bu süreç çok erken başlar ve tamamlanır.

Şimdi bakıyorum da ben çocukluğumdan beri hep Bİseksüeldim, çünkü hem kadınlara hemde erkeklere ilgi duyuyordum.

Ben böyle olmadım, böyle doğdum.

    1.Ana Sınıfı

Henüz 6 yaşındayken bir gün eve gelmişim ve anneme ağlayarakbiseklll sınıftaki bazı çocukların benimle konuşmadıklarını anlatmışım. Annem bana bunun nedenini sorduğunda sınıfta hem bir kıza hem de bir erkeğe aşık olduğumu söylemişim. Ve bu çocukların beni paylaşamamasından dolayı onlarla kavga ettiğimi söylemişim. Annem bana bunun ‘Aşk’ olmayacağını sadece bazı arkadaşlarımızı daha çok sevebileceğimizi anlatmış. Ben ise bunun arkadaşlık değil Daniel ve Sarah’a aşık olduğumu ve her ikisi ile de evleneceğimi söylemişim.

    2.Doktor

11 yaşında büyük evimizin bahçesinde çişimi yaparken ‘pipimi’ cinsel organıma sıkıştırdım. Ve babam beni hastaneye götürdü. Hastanede gerekli işlemler yapıldıktan hemen sonra her gün pansuman yapılması için babam beni bir doktor arkadaşına götürüyordu. Bir gün babam beni doktor arkadaşına götürürken ona erkek doktoru görünce ‘Pipimin çok sevindiğini’ söylemişim. Babam bunun Doktorun krem sürerek acıyı kestiği için normal olduğunu söylemiş. Ben ise ‘Pipimin o şekilde değil, doktoru görünce sertleşerek sevindiğini’ söylemişim.

    3.Evli Çift

9 yaşında iken komşumuz evlendi. Evlenen komşumuz ve eşi o kadar güzellerde ki, düğünde sanırım her ikisine birden aşık oldum. Evlenen komşumuz çok uzak bir yere taşındı. Düğünden sonra onları bir daha göremeyeceğimi biliyordum. Ve bu beni çok üzmüştü. Öyle ki düğünden sonra eve gelip saatlerce ağladım, ama kimse neden ağladığımı bilmedi.

Ben ise uzun bir süre boyunca evlenen komşumuz ve güzel karısının çok güzel bir evde mutlu olduklarını hayal ettim. He uzun bir süre boyunca yatmadan önce her ikisi ile öpüştüğümü hayal ettim.

    4.Kum Tepesi

İngilizce dersinde bir çocuktan çok hoşlanmıştım. Onun ile oyun oynuyordum sürekli. Oldukça fakir bir aileden gelen yalnız bir çocuktu. Okul bahçesinde bizim oynamamız için bırakılmış bir kum yığını vardı. İkimiz bu kum yığının tepesine çıkıyor oradan da kendimizi aşağı bırakıyorduk. Sanırım henüz 8 yaşındaydım. O çocuk ile bir süre sonra el ele tutuşarak aşağı inmeye başladık. Bir süre sonra ise kum tepesinin etrafında kimse görmeden birbirimizin elini tutmaya başladık. Ancak bunu yaparken asla cinsel bir şey hissetmedim. Hissettiğim tek şey sevgiydi.

Bir süre sonra bu çocuğun annesi kanserden öldü. Ve babası bakımını sağlayamadığı için onu Kilise Okuluna verdi.

Ve ben onsan sonra o kum tepesinden sınıfımdan bir kızla inmeye ve biribirimizi öpmeye başladık. Ama o çocuğu da hep özledim.

    5.Beden Eğitimi Dersi

Beden Eğitimi dersi her zaman beni heyecanlandırmıştı. Bütün erkek öğrencilerin okulun altında soyundukları küçük bir oda vardı. Bu odanın içinde en son ben soyunurdum. Bütün erkek öğrencilerin vücutlarını izler aynı zamanda onların kızlar hakkındaki konuşmalarını dinlerdim.

    6.Evcilik mi, futbol mu?

Her ikisini de çok severdim. Ama bir gün hem erkek hem de kız arkadaş grubum beni oynamaya çağırınca her şey benim değişti. Erkekler kızlarla oynamamım ‘Kötü’ olduğunu söylüyorlardı. Gerçi onlarla oynarken de ben ‘Baba’ rolünü üstlenirdim hep. Ama erkek arkadaşlarım bunu anlamazdı.

Ve bir gün her iki grupta beni çekiştirerek kendi taraflarında oynamam için zorladı. O gün paylaşılamamıştım. Ve her ikinin arasında kalmak beni zorluyordu, bu yüzden arkadaşlarımı kaybediyordum.

         7. Mastürbasyon

Tuvalette ilk mastürbasyon deneyimi o zaman bulduğum İngiltere'de çok yaygın olan bir pornografik derginin önünde bacaklarım titreyerek yaptım. Ve o degi sanırım tüm arkadaşlarımı dolaşmıştı. Hepsinin bakıp hayran olduğu sayfa çok iri göğüsleri olan bir kadının poz verdiği sayfaydı. O fotoğraf benim de çok dikkatimi çekti ama ben en çok onun yakışıklı bir erkekle verdiği pozlardan hoşlanmıştım. Diğer arkadaşlarım kadının güzelliğinden bahsederken ben 'Ama erkekte çok yakışıklıydı' dedim.

Biseksüellik ve tüm cinsel yönelimler doğuştan gelir. Bu hikayelerime baktıkça bunu çok daha iyi anlıyorum. Ve bu yüzen cinsel yönelimler değiştirilemezler.

Biz böyle doğduk....

10 Mayıs 2009 Pazar

Anne benim pipim nerede?

Bundan yaklaşık olarak 2 yıl önce ben soğuk bir tatil günü birden birebiseksüel intihar ettim! İntihar eylemim başarılı bir şekilde sonuçlanıp kendimi öldürmeyi başarabildim mi bunu bilmiyorum. Yaptığım şeyin amacı ölmek mi yoksa ölümden dirilmek miydi bilmiyorum. Tek bildiğim şey, yapılması gerekiyordu ve ben de yaptım.

Evet, kolay bir karar değildi ama çok zorda değildi. Bir intihar beni öldürerek acılarımı sonlandırıp sonsuz huzura kavuşturabilir miydi? Veya beni ve herkesi gerçeklerle yüzleştirerek beni ölümden diriltebilir miydi? Bu intihar benim için en iyi ihtimalle bir başlangıç olabilirdi.

İntihar etmek isteyen bir insanlar aslında temel olarak huzur ve sükûnet arayan insanlardır. Benim aradığım şey ise aslında ben olabilmekti. Hani şu yıllarca sakladığım içime gömdüğüm bastırdığım ben. Dışımda ki ben ölecek ve içimdeki ben dışarıya herkesin yüzüne ve ait olduğu yere çıkacaktı.

İntihar sayesinde acılarını dindirebileceklerini düşünürler. Ölüm onlar için istenilen sondur. İntihar için kendisini yüksek yerden atan insanlar genelde atlarken aslında çok güzel ve acılarını dindirecek bir yatağa atladıklarını hayal ederler.

İntihar yoluna girmiş bir insan aslında her şeyi göze almıştır. Bir insanın hayatta olma özgürlüğü olduğu gibi aslında ölme özgürlüğü de söz konusudur. Ancak benim intiharım

İntihar ettim diyorum çünkü yapmış olduğum şey bir kumardı. Ya kazanacaktım ya da kaybedecektim…

Acaba ben ne hayal ediyordum?

Savaştan ve yalandan Çekilmek…

Peki, ben nasıl intihar ettim?

Ben herkesin düşündüğü gibi bedenenimi öldürmek istemiyle intihar etmedim. Ben sadece etrafımdaki insanların bildiği kimliğimi öldürerek intihar ettim. İnsanların heteroseksüel sandığı bir kişinin aslında heteroseksüel olmadığını söyleyerek intihar ettim. Ben isteyerek ve bilerek etrafımdaki insanların tanıdığı ve bildiği, sevdiği ve kabul ettiği maskeler takan “ben” i öldürdüm. Bu bir öldürme eylemiydi ve ben bunu yaparak aslında kendimi açıkladım. Etrafımda sürekli olarak rol yaparak gezinen kişiyi yok ettim ve maskeler düşünce sadece ben evet ben kaldım. İnsanların dışarıdan gördüğü ve heteroseksüel sandığı kişi ölmüştü. Hem de kendi isteğiyle.

Ancak dışarıdan heteroseksüel görünmek aslında mantıklı değil miydi? İnsanların kabul edebileceği bir kişi olmak mantıklı değil miydi?

Bu öldürme maskeler düşünce bana kadar gelebilecek soğuk bir eylemdi. Belki maskeler düşünce birçok kişi ve toplum için ben de ölmüş olacaktım. Bunu özgürce açıklamak evet benim için intihardı. Birçok kişi için nefes alıp veriyor olmanız aslında hiçbir anlam ifade etmez yaşadığınız anlamına gelmez. Onların gözünde öldükten sonra ölmüş olurusunuz, hayatta olmanız, kalbinizin atıyor olması, nefes alıp vermeniz bir anlam ifade etmez. Ben cinsel kimliğimi açıklayarak aslında intihar ettim. Dışarıdan heteroseksüel olarak görünen kişi kendi kendini imha etti yok etti ve kayboldu…

Ama onun küllerinden daha farklı birisi doğdu. Yumurtanın kabuğu kırılmıştı artık. İçimdeki ben dışarı çıkmak için yeterince büyümüş ve olgunlaşmıştı. Dışarı çıkmanın vakti gelmişti artık…

Maskeler takan bu kişinin gitmesi ne getirdi ne götürdü?

Yaptığım şey bir kumardı ve benim bu oyunda ne kazandığım ne de kaybettiğim söylenemez. Kendim olmak gibi bir özellik kazandım elbet. Ancak sistemin getirdiği “en onurlu” düşünce olan “heteroseksüel erkek olma” kavramını red ettiğim için sistem benden otomatik olarak birçok şeyi aldı, götürdü.

Yitirdiğim ve kazandığım şeylerin bir listesini bu yazıda çıkarmayacağım. Bu yüzden sadece yapmış olduğum eylemin ve etkilerinin üzerinde konuşacağım. Burada sorulması gereken soru aslında şu; eki, herkesin bildiği kişiyi öldürdükten sonra ne oldu?

Benim kendi kimliğimi öldürmem toplumsal cinsiyet rollerimi, insanlar önündeki kimliğimi nasıl etkiledi?

Ben hala ben miyim?

1.Gerçekleri gösterince, gerçekleri görmek

İster inanın, ister inanmayın etraftaki insanlar siz sadece onların istediği kişiler olduğunuz sürece etrafınızdadırlar ve sizin dostunuzdurlar. Sizin taktığınız maskeler onların sizi görmek istedikleri gibi görmelerine yardım eder. Ancak siz maskeleri takan bu kişiyi öldürdüğünüzde ve onlara gerçek kendinizi gösterme dürüstlüğünde bulununca cezalandırılırsınız. Ben toplumun bana yalan söyleme maskesini takmadığım için cezalandırıldım.

Cinsiyet ve cinsel roller yüzünden hayatımın son üç yılını derin bir mücadele içinde geçirmekteyim. . Ben daha doğmadan önce karnımın nasıl doyacağını veya bu hayatta nasıl mutlu olacağımı düşünmeden sistem cinsiyetimin ne olabileceğini düşünerek bana bazı kaderler çizmiş. Erkek olacaksa kimle yatacak sorusuna bile cevap aramış ve tüm bunların sonunda bana ne istediğim sorulmadan bir hayat çizilmiş.

Benim ölen kısmım veya intihar eden ben sistemin bana çizmiş olduğu maskeleri takan ben’di. Ama o gitti. Ve ben o maskeler gidince ilke kez kendimi başkalarının gözünde görmeye ve kendimi daha çok tanımaya başladım. Artık ne kendimi ne de onları kandırmıyordum. Ben artık bir maske takmıyordum. Onlar da...

2. Anne benim “pipim” nerede?

Dışta görünen ben ölünce veya intihar edince bir yumurtadan çıkmış gibi hissettim kendimi. Herkes yumurtadan çıkacak olan şey nasıl olacak diye bakıyordu. Etrafımdaki insanlar bir erkekle birlikte olmamın erkekliğimi yitirmek olduğunu, bide bunların üstüne bir kadınla da birlikte olmanın kabul edilemez olduğunu düşünüyordu.

Biseksüel olmam kimsenin “hatası” değildi. Ancak içimden çıkan o yeni ben bir canavar da değildi hani. Veya bir kadın veya arada kalmış bir çift cinsiyetli değildim.

Annem bana eşcinsel eylimlerin kabul edilmez olduğunu söylediğinde ona cevaben onların gözündeki erkeklik kavramını sorgulamaya başladım. Şunu sordum: “Anne, benim pipim nerede?”

Çocukken insanlara göstermemizi istediğiniz o et parçaları aslında bizi erkek veya kadın yapmıyor. Hayattaki rollerimiz ve görevlerimiz önümüzde 100 gr lık bir et parçası olmasına dayanmıyor. Cinsiyet dediğimiz şey aslında yoktur. Bu söylemin çok idealı olduğunu biliyorum. Ancak “erkek olmak” önümüzde bir et parçasıyla dolaşmak değil. Hiçbir zaman da olmadı.

Cinsiyet denilen şey önümüzde değildir! Cinsiyet denilen şey aslında beynimizdedir. Bir insanın iki bacak arasına bakarak hayatı, toplumdaki görevleri, hatta alacağı maaşa kadar karar vermek dünyanın en aptal mantık yürütme sistemi olabilir.

Antik Yunan’da eşcinsellik hemen her erkeğin yaşaması gereken zorunlu bir “toplumsal ritüel” di. Antik Yunan’da eşcinsellik kelimesinin karşılığı yoktu. Çünkü o dönemde eşcinsellik ile erkelerin birbirlerini daha çok erkekleştirdiklerine inanılıyordu. Ve şunu çok iyi anlamışlardı: “Yatakta zevk aldığın şey ile önünde bulunan cinsel organ arasında bir bağlantı yoktur. Biyolojik cinsiyet sadece üremeyi etkiler, mutlu olmayı ve eğlenmeyi değil!”

Evet anne, benim pipim beynimde, yanımdaki kişilerle alakalı bir yerde değil. Yatağımda bir kadın veya bir erkek olması “cinsiyetimi” değiştirmez. Benim “pipim” beynimde. İntihar ederek sizlerin önünde yok ettiğim kişi, düşündüğünüz gibi bir canavar değil.

Cinsiyetlerimiz beynimizdedir, bacak aramızda değil!

3. Sansür: “Kendime sansür uyguluyorum”

Kabuktan çıkınca ilk şunu fark ettim; yıllarca ben kendimi, hislerimi ve bedenimi sansürlemişim. Hem de bu sansürü kendime karşı yapmışım. Hissettiklerimi kendimden bile saklayarak aslında kaçmışım. “İstenmeyen duyguları” hep saklamış ve maskelemişim. Ben kabuğu kırarak aslında kendime uyguladığım sansürü kaldırdım. Hissettiğim şeyleri artık kendi kendime söylemekten çekinmiyordum. Bir insan her şeyden önce kendisine yalan söylemekten kurtulunca kendisi ile barışıyor. Ben yıllarca cinsel kimliğimi salkıyarak kendime işkence etmişim.

Benim hikayem bir son değildir. Benim ölüm hikayem aslında bir yeniden doğuş ve yeniden yaşama başlayışın hikayesidir. Öyle ki, hayata artık kendi kimliği ile başlayan yeni “ben” eskisinden çok daha mutludur…

İnsanların kimliklerinden kurtulmaları ve özgür bir şekilde yaşabilecekleri gerçeğini kendi hayatımda yaşamış olanlardan biriyim. İnanın bana geride bıraktığınız kimlinizi hiç aramayacaksınız…

Size de tavsiye ederim!